19 Nisan 2011 Salı

Öğretim Tasarımı Temel İlkeleri

TASARIM
Anlamlı sıralama için bilinçli şekilde harcanan çabadır.
Herhangi bir öğretim materyalinde kullanılan her türlü yazı, resim, grafik, hareket ve renk öğrenme üzerinde etkilidir.
Materyallerin Özellikleri:
Tasarım ilkeleri kurallar dizini değildir.
Bir şey DOĞRU tasarlanmazsa sadece yenilik olarak ilgi çeker, zaman içinde etkisi ve çekiciliği azalır.
Zaman ve emek kaybına neden olur.
Öğretim süreci
Öğrencilerin geçmiş bilgi ve deneyimlerinin belirlenmesiyle başlar.
Yeni bilgilerle bağlantı kurularak sürer.
Soyut kavramlardan somut davranış değişikliğine dönüşerek sona erer.
Doğru tasarlanmış öğretim materyali
Öğrenmeye yön verici, kolaylaştırıcı, araştırmaya yönlendirici, öğrenme süresini kısaltıcı olmalıdır.
Öğrencilerde estetik duygusunu geliştirmelidir.
Materyalde kullanılan her türlü unsur ne çok büyük, ne de çok küçük olmamalıdır.
Bir bütünlük içinde olmalı, ne bir şey eklenebilmeli, ne de çıkartılabilmelidir.
Objelerin yerleşiminden renklere kadar en küçük detay dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

TASARIM İLKELERİ

1. YAPISAL / BİÇİMSEL elemanların kullanım ilkeleri
· BOŞLUK, ÇİZGİ, ŞEKİL/FORM, DOKU, RENK
2. YERLEŞİM elemanlarının kullanım ilkeleri
ORAN-ÖLÇEK, DENGE, BÜTÜNLÜK, RİTİM, VURGU, AHENK 
Yapısal/Biçimsel Elemanların Kullanım İlkeleri:
Boşluk
Sağ alt köşeye yerleştirmeliyiz.
İlk olarak görülen boşluk ve dokulardır.
Belirlenmiş bir çerçeve içinde kullanım alanı dışında kalan yerlerdir.
Araştırmalar sabit bir resim üzerinde gözün en fazla algıladığı bölümün %41 ile sol köşe,
(Vurgulamak istediğimiz yazı , resim gibi unsurları sol üst köşeye,)
En az algıladığı bölümün %14 ile sağ alt köşe (Ayrıntıları, detayları da sağ alt köşeye yerleştirmeliyiz.) olduğunu göstermiştir.
Çizgi
Doğru ,dairesel veya bunların karışımı şeklindedir.
Algılama üzerinde etkilidir.
Hareketi ve yönü belirleyici etki yaratırlar.
Yatay çizgiler objelerin genişliğini,
Dikey çizgiler objelerin yüksekliğini ,
Eğik çizgiler ise dengesizlik etkisi yaratırlar.
Arka planda yatay çizgilerin kullanıldığı bir çizimin ön planına dikey çizgiler yerleştirilirse dikkat çeker.
Fotoğraf, grafik. şekil vb. Unsurların yerleşiminde bu özelliklerden yararlanmak gerekir.
Kontrast/ Zıtlık
Çevresindekilerle zıtlık oluşturan bir tasarım elemanı da dikkat çeker.
Konunun can alıcı bölümünü zıtlık yaratarak vermeliyiz.
Zıtlık Form
Şekil- form
Şekil: Bir yüzey üzerinde yaratılan iki boyutlu biçimlerdir.
Form:Bu biçimlerin birbirine göre yerleşimidir.
Öğretim materyallerinin etkili olabilmesi için gözün bir şekilden diğerine rahatlıkla kayabildiği formda hazırlanması gerekir. Arasında büyük boşluk bırakılırsa göz zorluk çekeceğinden görsel etki azalır.
Doku:
Malzemelerin özelliğine bağlı olarak değişkenlik gösterir.
Düz, pürüzlü, mat, parlak, saydam ve renkli malzemeler olabilir.
ÖRN: Asetat , renkli karton ve kağıtları verebiliriz.
Renk
Materyalde anahtar rol oynar.
Doğal renkler görüntünün gerçekliğini arttırır. 
Benzerlik ve farklılıkların ortaya konmasını sağlar. 
Önemli noktalar ve bilgiler üzerine dikkati toplar. 
Coşku, durgunluk,tek düzelik ve canlılık gibi duyguların algılanmasını sağlar. 
Psikoloji üzerinde etkilidir.

MATERYAL ÜZERİNDE RENKLERİN KULLANIMI

En kısa dalga boyu mor,
En uzun dalga boyu kırmızı renktir.
Diğer renklerin dalga boyu bu iki renk arasında değişkenlik gösterir.
Göz en fazla kırmızı, en az mor rengi algılar.
Dikkat çekilecek noktalar:
KIRMIZI, TURUNCU gibi SICAK renklerle gösterilmelidir.
GÖKYÜZÜ ve DENİZ renkleri soğuktur. Renk
Dikkat çekmeseler de RAHATLATIP DİNLENDİREN etki yaratırlar.
Derinlik etkisi için arka plan rengi olarak kullanılmalıdır .
Cinsiyetlerde farklılık gösterir.
Erkekler üzerinde mavi, yeşil, bordo ve canlı tonları,
Bayanlar üzerinde pembe, sarı, mavi ve pastel tonları kullanılması etkili olur.
Etnik özellikler
Mesela Bozkır bölgesinde yaşayanlarda yeşil ve mavi gibi renkler, ormanlık bölgelerde yaşayanlarda sıcak renkler etkilidir.
Futbol takımlarının renkleri istenilmeyen etki yaratacağından bir arada kullanılmamalıdır.
Renklerle objeler olduğundan daha büyük veya daha küçük görülebilir. Dikkat çekici renk daha büyük, kontrast yaratıldığında ise daha küçük görülür.
Ön plandaki renklerin arka plan ile kontrast oluşturması gerekir.
Aynı materyal üzerinde üçten fazla renk kullanılmamalıdır.
Gözün renk seçimini zorlaştırır.
Algılamayı etkiler.
Monotonluktan kaçınılmalıdır.
Bir ünitede farklı konulara geçişte veya bölümlerin anlaşılmasında renk değişikliği algılamaya yardımcı olur.

MATERYAL TASARIMINDA HARFLER

Dekoratif amaçlı süslü yazı yerine düz yazı biçimleri daha kolay algılanır.
Küçük harflerle yazılan yazılar kolay okunur .ÜÇ KELİMEYİ GEÇMEYEN kısa başlık yazılarında BÜYÜK HARF kullanılabilir.
Harflerin rengi arka plan ile kontrast oluşturmalı hatta altı çizilerek vurgulanabilmelidir.
Büyüklüğü de okunabilirliği için önemlidir.
Büyüklüğü de okunabilirliği için önemlidir.
Genel kural
Her bir 3,5 m' lik görüş mesafesi için harflerin yüksekliği görüntüde 3,7 cm artmalıdır.
Harflerin arası, göz kararı ile, sıkışık görülmeyecek şekilde kullanılmalı,
Düz harflerin aralığı daha fazla,
Yuvarlak harflerinki daha az olmalıdır.
Satırlarda aynı şekilde ayarlanmalı.
Çok yakın satırlar bulanıklık,
Çok uzak satırlar kopukluk yaratır.
Satır araları küçük harf yüksekliğinin yarısı kadar alınabilir.

YERLEŞİM ELEMANLARININ KULLANIM İLKELERİ

Oran-Ölçek
Objelerin büyüklüğünün doğru algılaması için tanıdık bir başka obje ile ölçeklendirilmesi gerekir.
Özellikle slayt çekimlerindeki dağ, göl, vadi gibi şekillerin büyüklüğü bilinen ağaç, araba, insan gibi objelerle birlikte materyale yerleştirilmesi gerekir.
Denge
Objenin göz tarafından algılanan ağırlığıdır.
Materyal üzerinde denge, yatay ve dikey eksenin her iki tarafına objeler eşit dağıtılarak oluşturulur.
Bütünlük
Her görsel unsur bir mesaj iletmek için yerleştirilmelidir.
Yararı olmayan hiçbir yazı, şekil, resim vb. unsur bulunmamalıdır.
Şekillerin çok kalabalık olması istenen etkiyi engeller.
Algılamayı zorlaştırır.
RİTİM
Gözün bir objeden diğerine rahatlıkla kayabilmesidir.
Birb irinden kop uk ye
rleştirilmiş ta sarım elaman ları a rasında bağl antı zor kur ulur.
Algılama istenen şekilde olmaz.
VURGU
Öğretim materyalinin can alıcı noktasıdır.
Dikkat çekilecek nokta en ilgi çekici nokta olarak tasarlanıp en önemli unsurlar oraya yerleştirilebilir.
AHENK
Kompozisyonun bütünüyle bağlantılıdır.
Parçalar bir araya gelince ortaya çıkan bütünlük duygusudur.
Bütünü oluşturan parçaların birbirine olan ilişkisiyle ortaya çıkan uyumdur.
Öğretim materyalleri iyi tasarlandığı ve istenen şekilde kullanıldığında öğrenmeyi yönlendirici , kolaylaştırıcı etki yaratırlar.
Yeşil Zeminde siyah
Mavi zeminde sarı
Beyaz zeminde mavi
Beyaz zeminde Sarı
Beyaz zeminde kırmızı
Siyah zeminde Sarı

Öğretim Tasarımı Nedir?

Eğitim, sadece belirli davranışların kazandırıldığı bir yapı değil aynı zamanda öğretim yaşantılarının sınırlandırıldığı, organize edildiği ve aralarında bulunan somut ilişkilerin belirlenerek belli bir plan dahilinde uygulandığı bir sistemler bütünüdür.
Tasarım ise, belli bir konuda yapılması gereken faaliyetleri belli bir plan çerçevesinde uygulamaktır. Diğer bir ifade ile tasarım kısaca, yeni bir ortam için bilgilerin planlanması, organize edilmesi ve etkili olarak uygulanması faaliyetleridir. Tasarımın genel amacı, var olan sistemi ya da yapıyı günün ya da çevrenin şartlarına göre değiştirmektir. Bu amaç var olan bilgilerin sentezlenmesi ve faaliyetlerinin organize edilmesi olarak algılanabilir. Tasarım faaliyetleri ile değişimler meydana gelmektedir. Bu değişimler oluşturulurken dikkat edilmesi gereken nokta, bir bütün içinde etkili olarak çalışan unsurların değiştirilmeden uygulanmasıdır. Bu faaliyetlerin adı eğitim içinde "öğretim tasarımı" (instructional design) olarak bilinmektedir.
Öğrenmeyi sağlamak için öğretim materyallerinin ve öğretim sisteminin yönlendirilmesi olarak tanımlanabilir (Rowland, 1994).
Bir süreç olarak öğretim tasarımı, “belirli bir hedef kitlenin eğitim gereksinimlerinin saptanması ve bu gereksinimleri giderebilmek amacıyla işlevsel öğrenme sistemlerinin geliştirilmesidir.” Başka deyişle, öğretim tasarımının amacı, öğrenmeyi destekleyecek koşulları içeren etkili bir sistem ortaya koymaktır.
Eğitimde ürünler çok geç alındığı için de en ufak bir hata büyük maddi ve manevi kayıplara neden olmaktadır. Buna paralel olarak, eğitimde yapılan bir hatanın düzeltilmesi için yıllar gerekmektedir. Bunun için eğitimcilerin, eğitim-öğretim faaliyetlerinde çok dikkatli ve titiz davranmaları gerekmektedir.
Yaşam boyu devam eden genel eğitim süreci içinde farklı konum ve düzeylerdeki insanların öğrenme gereksinimlerini karşılamak üzere öğretim tasarımı yapıldığında, doğal olarak gereksinimlerin niteliği ve hedef kitlenin özelliklerinden kaynaklanan bazı farklılıklar olacaktır. Nitekim, son yıllarda, öğretim tasarımı çalışmalarını etkileyen değişkenlerin sayısı alabildiğine arttığı için, bunların bir yansıması olarak, tasarım sürecinde karmaşık uygulamaya başlanmıştır. Öğretim tasarımı çalışmalarında yararlanılan birçok model olmakla birlikte, bunların çoğu, öğretim tasarımının temel işlev ve aşamaları konusunda birleşmektedir. Öğretim tasarımı beş aşamadan oluşmaktadır. Bunlar

Genel tasarım modeli şekli
  1. Analiz Basamağı:
Bu aşamada eğitimle ilgili olabileceği düşünülen sorunların, bu sorunlardan etkilenen hedef kitlenin ve sorunların ortaya çıkardığı koşulların çözümlemesi yapılır. Genel olarak hedef-davranışlar, öğrencinin özellikleri, çevre şartları ve var olan fırsatlar belirlendikten sonra değerlendirme çalışmaları yapılır.
Buradaki işlemlerin sağlıklı ve kapsamlı biçimde tamamlanması, ileride alınacak kararlar üzerindeki doğurguları açısından son derece önemlidir. Eğer çözümleme aşamasında eksik, hatalı, ilgisiz yada yanlı bilgiler toplanırsa, eğitsel iletişim süreci başladıktan sonra aksamalar olacaktır ve çoğu zaman bunun dönüşü yoktur.
Bu basamakta, oluşturulan birçok analiz çeşidi sayesinde hedef kitlenin tanınması kolaylaşacaktır. Bununla birlikte probleme etki eden etmenlerin (kaynağın, dış çevrenin gibi) ortadan kaldırılması çözümlenebilir hale bürünecektir. Uygulanabilecek altı tür analiz bulunmaktadır. Bunlar;
  • İçerik analizi: Eğitim programlarının dayandığı temel öğe ve felsefenin öngördüğü kavramlar, olgular, ilkeler, yaklaşımlar, değerler, ölçütler, kuramlar ve genellemeler gibi bilgi birikimlerinin sistemli birleşiminden sağlanan oluşumlardır. İçerik analizinin oluşu sırasında özellikle hedef kitle özellikleri göz önünde bulunarak, konu alan uzmanlarından yararlanılmalıdır.
  • İhtiyaç analizi: Var olan durum ile olması gereken durum arasındaki farklılıkları belirlemek için bilgi toplama ve toplanan bilgiler ışığında problemi analiz ederek çözüm önerileri geliştirme sürecidir.
  • İş-görev analizi: İş analizi için öğretilebilecek temel öğretim elemanlarına ayrıştırılmasıdır. Temel öğretim elemanları bilişsel, devinsel ve duyuşsal davranışlardan oluşur. Görev, hedefe varmak için gerekli olan bir seri çalışma ve davranışlardır. Görev analizi bu özelliği ile daha çok gözlemlenebilir adımlar üzerinden yapılır
  • Performans analizi: Gözlenen performans problemini ve çalışma ortamı içerisindeki etkisini belirtilmelidir. Bu durumdan genel olarak misyonun nasıl etkilendiğini belirtilmelidir. Bu iki faktör arasındaki boşluklar sorgulanmalıdır. Bu analizin temelinde iyi bir ihtiyaç analizi ve hedef kitle analizi yatmaktadır.
  • Swot analizi: SWOT analizi incelenen kuruluşun, tekniğin, sürecin veya durumun güçlü ve zayıf (içsel yönleri) yönlerini belirlemekte ve dış çevreden kaynaklanan fırsat ve tehditleri saptamakta kullanılan bir tekniktir.
  • Medya analizi: Bu analiz basamağında ise, problemin çözülmesi adına verilecek eğitim-öğretim ortamının belirlenmesi, öğrenci kanalının (işitsel, görsel ya da dokunsal) belirlenmesi, sınırlılık ve kaynakların belirlenmesi ve kullanılacak medya türünün analiz edilmesi gerekmektedir.
  • Hedef kitle analizi: Hedef kitlenin doğru olarak tanımlanmış olması ileride alınacak kararlar için büyük bir önem taşımaktadır. Hedef kitle, bilişsel, kişilik, sosyal ve fiziksel özellikler adına çok iyi analiz edilmelidir. (Başa Dön)
  1. Tasarım Basamağı:
Eğitim-öğretim ortamında hedef ve davranışları gerçekleştirecek olan faaliyetler planlanır ve organize edilir. Eğitsel iletişim açısından yönlendirici bir işleve sahip olan öğretim amaçları yazılır, öngörülen sonuçlar doğrultusunda ölçme araçları geliştirilir, içerik düzenlemesi yapılır ve öğretme-öğrenme süreçlerinde kullanılacak stratejilere karar verilir. Tüm bunların uygulama başlamadan önce yapılmasında büyük yarar vardır. Çünkü bu kararlar, daha sonraki geliştirme çalışmalarına yada uygulamadaki eğitimci ve öğrenci etkinliklerine ışık tutacaktır.
Amaçları yazarken bilişsel, duyuşsal ve devinsel alanların özellikleri dikkate alınmalıdır. Bu alanlar arasındaki etkileşim ve geçişler de önemlidir. Amaçlara ulaşma düzeyini saptamada sıkça kullanılan ölçme araçları çoğu zaman başarı testleri, tutum ölçekleri ve denetim listelerinden oluşur. Öğretim tasarımı yapanlar, her ölçme aracının hangi koşullarda daha iyi sonuçlar vereceğini araştırmalıdır. (Başa Dön)
  1. Geliştirme Basamağı:
Analiz ve Tasarım aşamalarının çıktılarını kullanarak ders planı ve ders materyali oluşturulması. Tasarımlanmakta olan eğitim programının bir parçası olarak uygulama planları, eğitimci kılavuzları, öğrenci kitapları ve görsel-işitsel ortamlar üretilmektedir. Geliştirmede üzerinde durulan asıl nokta eğitim sırasında kullanılacak her türlü materyallerin (donanım ve yazılım) üretimi olmaktadır.
 Uygulama planları hazırlanırken modül yada üniteler temel alınır. Öğretim sırasında yönlendirici bir işlev taşıyan uygulama planında genellikle amaçlar, işlenecek konular, yöntemler, değerlendirme soruları ve kaynaklar belirtilir. Öyle ki, iyi hazırlanmış bir uygulama planı, öğretme-öğrenme süreçlerinde neyin, ne zaman, nasıl yürütüleceğini açık seçik göstermelidir.
Görsel-işitsel ortamlar, öğrenmenin kalıcılığı açısından büyük önem taşımaktadır. Öğretim sırasında ne kadar çok duyu organı uyarılabilirse, öğrenme o kadar etkili olmaktadır. Eğitim teknolojileri öğretim süresini kısaltmakta, soyut kavramları somutlaştırmakta, gerçekçi yaşantılar sağlamakta, ilgiyi canlı tutmakta ve daha çok öğrenme isteği yaratmaktadır.
  1. Uygulama Basamağı:
Öğretim tasarımının uygulama aşaması, eğitimin gerçekleştirilmesi anlamına gelmez; tersine, uygulama için önceden tasarımlanması gereken boyutları belirtir. Uygulamayla ilgi olarak özellikle zaman çizelgelerinin hazırlanması, eğitimin yapılacağı çevrenin düzenlenmesi, maliyete ilişkin hesaplamaların yapılması ve eğiticilerin eğitimi gibi işlemler tamamlanır. Kuşkusuz, her eğitim kurumunun sahip olduğu özel koşullarına bağlı olarak, uygulamada izleyeceği politikalar değişebilir. Ancak bunun sağlıklı ve eğitimi aksatmayacak bir temele oturabilmesi için, tasarımcılar tarafından bazı konular önceden kararlaştırılmaktadır.
Eğitimin yürütüleceği yer seçilirken yada çevre ayarlaması yapılırken öğrencilerin sağlık, ulaşım ve güvenliğinin yanı sıra, ergonomik açıdan öğrenmeyi kolaylaştıracak olumlu bir atmosfer oluşturulmalıdır. Ayrıca seçilen ortam, değişik öğretim yöntemlerinin öngördüğü bireysel yada kubaşık çalışma biçimlerine olanak sağlamalıdır. (Başa Dön)
  1. Değerlendirme Basamağı:
Öğretim tasarımı sürecinin son aşaması değerlendirmedir. Burada, başlangıçta saptanan eğitim gereksinimlerini gidermek üzere geliştirilmiş olan öğrenme sisteminin kendi özgül işlevini ne oranda yerine getirebileceği belirlenmeye çalışılmaktadır. Başka bir deyişle, geliştirilen sistem gerçek koşullarda uygulanmadan önce test edilmekte ve gelecekteki değerlendirme üzerinde durulmaktadır. Bunlar ara değerlendirme ve son değerlendirmedir.
 
Ara Değerlendirme: Sistemdeki olası hata ve eksiklerin araştırılarak gerekli düzeltmelerin yapılması işlemleridir. Bu amaca dönük olarak, akran incelemesi, bire-bir değerlendirme ve alan testi gibi işlemler yapılmaktadır. Öğretim tasarımcısının geliştirdiği ama henüz kesinleşmiş saymadığı ürün, meslektaşları tarafından incelenerek eleştiri ve öneriler getirilir(akran değerlendirme). Ürünü gerçek yaşamda kullanacak olan öğrenci kitlesini temsil edebilecek nitelikte küçük bir örneklem alınır ve bu insanlar ürünü bireysel biçimde sınayarak hataları bulmaya yada öneriler sunmaya başlar (Birebir değerlendirme)

  • Son Değerlendirme: Geliştirilen öğrenme sistemini müşteri gözüyle inceleyip kullanma yada yaygınlaştırma konusunda karar vermeyi amaçlamaktadır. Burada yanıt aranan soru şudur: Eğitim sorunlarının çözümü için geliştirilen programın uygulaması yaygınlaştırılırsa, bunun kısa ve uzun dönemdeki sonuçları neler olabilir?
        Değerlendirme aşamasında yapılan çalışmalar yalnızca ürün üzerinde yürütülen tartışmayla sınırlı değildir. Geliştirilen ürünün kullanılması yada öngörülen eğitimin yapılması durumunda ne tür bir etkinin ortaya çıkacağı da ele alınmalıdır. 
Aşamalar
İşlemler
Çıktılar
Analiz
Gereksinimleri saptama Hedef kitleyi inceleme Kurumsal çözümleme Eğitim önceliklerini belirleme
Veriler
Tasarımlama
Amaçları yazma Đçeriği seçme ve düzeltme Stratejileri geliştirme Ölçme araçlarını hazırlama
Kararlar
Geliştirme
Ders planlarını geliştirme Eğitici kılavuzunu hazırlama Görsel-işitsel gereçleri üretme
Ürünler
Uygulama
Zaman çizelgesi yapma Bütçeyi hazırlama Ortam düzenleme Eğiticileri eğitimden geçirme
Planlar
Değerlendirme
Ara değerlendirme yapma Hata ve eksiklikleri düzeltme Son değerlendirme yapma Gelecek kestirimlerde bulunma
Düzeltmeler

YAPILANDIRMACILIK

Geleneksel anlayışta eğitim, öğretmen merkezli olarak sürdürülür. Öğretmen öğrenci- bilgi üçgeninde, öğretmen bilgiyi aktaran, öğrenci ise bilgiyi alan durumundadır. Bu nedenle geleneksel anlayış bilginin oluşmasında öğrenciye aktif bir rol vermez.
         Geleneksel eğitim anlayışını  biçimlendiren felsefe pozitivizimdir. Pozitivist felsefe, bilginin nesnel olduğunu benimsemiş, kişinin dışında olduğunu ve keşfedilerek ortaya çıkarıldığını savunmuştur. Bu felsefenin yönlendirdiği eğitim anlayışında, nesnel olduğu kabul edilen bilgi, kitaplara yerleştirilmiştir. Bu bilginin öğrencilere aktarılması gerekir.
         Yaygınlık kazanan yeni paradigma, bilginin keşfedildiğini, yorumlandığını; ortaya çıkarıldığını oluşturulduğunu yani kişi tarafından yapılandırıldığını savunmaktadır. Bu anlayışta bilgi kişinin dışında değildir. Kişinin bilgisi o kişiye aittir. Ona ait izler taşır. Bu nedenle özneldir. Bilgi kişinin kendi deneyimleri, gözlemleri, yorumları ve mantıksal düşünceleri sonucu oluşur.
         Yapılandırmacılık, bilginin doğasına ilişkin yeni görüşleri, öğrenme ve öğretme sürecine yansıtmıştır.Bu açıdan yapılandırmacılık, felsefedeki pozitivizim sonrası oluşan yeni bakış açısının, öğrenme kuramlarına ayarlanmasıdır. Felsefedeki öznel gerçeklik üzerine kurulan bu eğitim anlayışı “yapılandırmacılık” veya “oluşturmacılık” olarak adlandırılmaktadır.
Yapılandırmacılık, öğrenenin, bilgiyi bireysel ve sosyal olarak kendisinin oluşturduğunu kabul eder. Yapılandırmacı görüş, üretici öğrenme, keşfederek öğrenme ve duruma bağlı öğrenme gibi teorilerin bir araya gelmesiyle oluşan bir görüştür. Bu görüşler arasındaki ortak nokta, bireylerin bilgiyi aynen almaları yerine, kendi bilgilerini yeniden oluşturmalarıdır.
         Yapılandırmacılıkta vurgu, öğreticiden ziyade öğrenen üzerindedir. Objelerle ve olaylarla etkileşen, öğrenendir ve böylelikle öğrenen bu objeler veya olayların sahip olduğu özelliklerin bir anlayışını kazanır. Öğrenen kendi kavramsallaştırdıklarını ve problemlerin çözümlerini yapılandırır.Öğrenciler kendilerinde var olan bilgiyle beraber yeni bilgiyi kendi öznel durumlarına uyarlayarak öğrenirler.”Aktif öğrenme” yapılandırıcı öğrenmenin en temel noktalarından biridir.




YAPILANDIRMACILIK NEDİR ?

         Bu terim bilginin öğrenci tarafından yapılandırılmasını ifade eder. Her öğrenci öğrenirken, anlamı, bireysel ve sosyal olarak yapılandırır. Esasen öğrenme dediğimiz şey, bu anlamlandırma yada anlam yapılandırma sürecidir.
        
YAPILANDIRMACILIĞIN FELSEFİ TEMELELERİ

         Öğrenme felsefesi olarak yapılandırmacılık 18. yüzyılda insanların kendi kendilerine ne yapılandırırlarsa onu anlayabildiklerini söyleyen felsefeci Giambatista Vico’ nun çalışmalarına kadar uzanır. Giambatista Vico 1710’ da “ bir şeyi bilen onu açıklayabilendir” ifadesini kullanmıştır.Immanuel Kant daha sonraları bu fikri geliştirerek, bilgiyi almada insan oğlunun pasif olmadığını ifade etmiştir. Öğrenci bilgiyi aktif olarak alır, bunu daha önceki bilgilerle ilişkilendirir ve onu kendi yorumu ile kurarak kendisinin yapar.


YAPILANDIRMACILIK EĞİTİM DURUMLARINI YENİDEN DÜZENLER

         Bilgi ve bilmenin doğasına ilişkin bildiklerimiz, eğitim durumlarını düzenlememiz için bir temel sağalar. Eğer öğrencilerin pasif olarak bilgiyi aldıklarına inanırsak öğretimde öncelik, bilginin aktarımında olacaktır. Eğer öğrencilerin bilgiyi alırken kendi bilgisini de ürettiğini düşünürsek anlama ve anlam geliştirme üzerine odaklanırız.
         Yapılandırmacı öğrenme yaklaşımı, geleneksel eğitim anlayışından radikal bir şekilde ayrılmaktadır. Bu yaklaşımda amaç, kişinin bilgiyi özümsemede aktif rol alarak onu kendi zihinsel şemalarında yerli yerine oturtabilmesidir.
         Öğrencinin okuldan aldığı bilgileri gerçek hayata uyarlayabilmesi, bir takım bilgi parçalarını ezberlemesinden daha değerlidir. Yapılandırmacı yaklaşım, öğretmenlerin öğretim programlarını sabit, değişmeyen yapılar, kendilerini de bilginin yegane kaynağı görmeleri yerine hem öğretim programlarını hem ders işleme yöntemlerini sürekli analiz etmeleri gerekir.



GELENEKSEL GÖRÜŞ
YAPILANDIRMACI GÖRÜŞ
Bilgi bireylerin dışındadır ve öğretmenlerden öğrencilere transfer edilebilir.
Bilgi, kişisel anlama sahiptir. Bireysel olarak öğrenciler tarafından oluşturulur.
Öğrenciler duyduklarını ve okuduklarını öğrenirler. Öğrenme daha çok öğretmenin iyi anlatmasına bağlıdır.
Öğrenciler kendi bilgilerini oluştururlar. Duydukları ve okuduklarını önceki öğrenmelerine  ve alışkanlıklarına dayalı olarak yorumlarlar
Öğrenme,öğrenciler öğretilenleri tekrar ettiği zaman başarılı olur.
Öğrenme, öğrenciler kavramsal anlamayı gösterebildiklerinde başarılıdır.

Tablo:1 Geleneksel ve Yapılandırmacı Görüşlerin Karşılaştırılması
Öğrenmeye farklı bir bakış yapılandırmacılık  Sayfa 57 – Öğrenme ve Öğretme



YAPILANDIRMACI YAKLAŞIMIN TEMEL ÖZELLİKLERİ

         Yapılandırmacı teori: dışarıda bir yerde öğrenenden bağımsız bir bilgi olmadığını,  sadece öğrenirken kendi kendimize yapılandırdığımız bilginin var olduğunu savunur.Eğer bilginin dışarıda var olan gerçek dünya ile ilgili öğrenmeyi içerdiğine inanırsak o zaman dünyayı anlamaya çalışır, onu mümkün olan en rasyonel yolla düzenler ve öğretmenler olarak öğrencilere sunarız.
         Eğitimde amaç her zaman öğrenciden bağımsız olan dünya yapısını öğrencilere açıklamaktır. Eğitimciler dünyayı anlamaları için öğrencilere yardım eder. Ancak genellikle onların kendi dünyalarını oluşturmalarına izin vermezler.
         Yapılandırmacı teori eğitimcilerin dikkatlerini öğretilenlerden alıp, yapıyı açıklamak için kendi modellerini oluşturma sürecindeki öğrencilere vermesini vurgular. Yapılandırmacı öğrenmenin temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.

Öğretme değil öğrenme ön plandadır.
Öğrencinin özerkliği ve girişimciliği cesaretlendirilir.
Öğrencide öğrenme iste ve amacı yaratmak önemlidir.
Öğrenci bilgiyi sorgulamalıdır.
Öğrenmede yaşantı önemli yer tutar.
Öğrencinin doğal merakı desteklenmelidir.
Öğrenme öğrencinin zihinsel modeli üzerine kurulur.
Öğretmen öğrencinin sadece Ne öğrendiği ile değil,  Nasıl öğrendiği ile ilgilenmelidir.
Öğrenmenin içinde oluşturduğu bağlam önemlidir.
Öğrenmede tahmin etme, yaratma ve analiz önemli yer tutar.

BİLİŞSEL YAPILANDIRMACILIK

         Bilişsel yapılandırmacılar, bilginin nasıl oluşturulduğunu açıklamada Piaget’in teorisini kullanırlar.Öğrenme, Piaget’in öne sürdüğü ; özümleme, uyma ve denge kavramları ile açıklanır.
         Piaget, bilginin bireyin çevresiyle aktif olarak etkileşimi sırasında ortaya çıktığını varsayar. Piaget bu yaklaşımını özümleme, uyma ve dengeleme süreçleri ile açıklamaktadır. Bu açıklamaya göre birey, karşılaştığı yeni durumu eski bilgi ve deneyimi yardımıyla tanımaya yani özümlemeye çalışır. Eski bilgilerinin yeterli olmadığını fark ettiğinde zihninde yeni bir kavram yaratarak yeni duruma uyum sağlar. Bu durumda zihninde yeni duruma karşılık gelen yeni bir kavram oluşturulmuştur. Böylece yeni bir durumla karşılaştığında bozulan denge yeniden sağlanmış olur.
         Önce sehpayı gören çocuk masa ile karşılaştığında önce onu zihnindeki sehpa ile karşılaştıracak ancak tam olarak sehpaya da benzemediğini fark ettiğinde bir dengesizlik yaşayacaktır. Karşılaştığı yeni nesneyi, sehpa ile benzerlik ve ayrılıklarına dikkat ederek, anlamaya yani özümsemeye çalışır.Zihninde masa kavramı oluştuğunda uyma durumu gerçekleşir.Her iki kavramı uygun nesneler için kullanmaya başladığında zihin yeni bir denge durumuna geçmiş olur.
         Bilişsel yapılandırmacı yaklaşımda, referans noktası, kişinin o ana kadar sahip olduğu bilgiler ve bu bilgilerin oluşturduğu bilişsel yapıdır.Bu bilişsel yapı dengededir. Kişi, yeni bilgiyi bu bilişsel yapısını kullanarak anlamlandırır.Eğer kişi yeni bilgiyi önceki bilgileriyle çelişmeden ilişkilendirebiliyorsa, mevcut bilişsel yapısının içine özümler. Bu durum o kişi için yeni bir denge durumudur.
         Eğer yeni bilgi, kişinin önceki bilişsel yapısıyla çelişiyorsa veya yetersiz kalıyorsa  kişi yeni bilgiyi var olan bilişsel yapısının içinde özümleyemeyecektir. Bu durumda kişi, bir bilişsel dengesizlik yaşar. Yeni bilgiyi bilişsel yapısına özümleyebilmek için bilişsel yapısında bir düzenlenmeye gitmek zorunda kalır. Bu düzenlenmeyi zihninde yeni bir kavram yaratarak gerçekleştirir. Yeni durum bireyi tekrar yeni bir bilişsel dengeye ulaştırır.

TYLER

Tyler modeli ABD kaynaklıdır ve modelin kurucusu Ralph Tyler’dır. Tyler Modelinde tümdengelim yaklaşımı izlenmektedir ve Tyler Modelinde (Doğrusal Programlama Modeli) birbiri ile ardışık sıralı, yakın ilişkili ve zorunlu ya da önkoşul öğrenmelerin ağırlıklı olduğu konuların düzenlenmesinde kullanılır. Bu model eğitimde aşamalı anlatılan dersler için kullanılır. Bu modele göre konular bilinenden bilinmeyene, kolaydan zora, somuttan soyuta, genelden özele ve basitten karmaşığa göre düzenlenir.

Tyler Modeli ürüne ve sürece ağırlık veren bir program geliştirme modelidir ve Tyler Modeline göre eğitim öğrencilerde davranış değişikliği oluşturma sürecidir.
Tyler Modelinde üç kaynak mevcuttur ve bu kaynaklara göre dikkat edilecek hususlar şunlardır;
Birey ; öğrencilerin ihtiyaçları iyi belirlenmeli
Toplum ; toplumun ihtiyaçları iyi belirlenmeli
ÖğrenciKonu Alanı ; öğretilecek bilgi ve becerilerin doğası ve yapısı belirlenmelidir.
Tyler Modelinde belirlenen genel amaçlar eğitim felsefesi ve eğitim psikolojisinden geçirilir ; kesinleşmiş öğretim amaçları, öğrenme yaşantılarının seçimi, öğrenme yaşantılarının düzenlenmesi, öğrenme yaşantılarının yönlendirilmesi, öğrenme yaşantılarının değerlendirilmesidir.
Tyler Modelinde öğrenmenin, çevredeki olay ve durumlara anlam verme sonucunda oluştuğuna ve bunun için bütün zihinsel araçların kullanıldığına inanılmaktadır.
Tyler Modelinin kurucusu Ralph Tyler’ın Tyler Modeli hakkında öne sürdüğü ilkeler;

1 . Süreklilik İlkesi ; öğrenme yaşantılarını düzenlerken aşamalı tekrara yer verilmelidir.
2 .Sıralama İlkesi ; eğitim programlarında öğrenme yaşantılarının düzenlenmesi sıralı bir gelişim içermektedir.
3 .Bütünleştirme İlkesi ; eğitim programlarında yer alan öğrenme yaşantıları diğer öğelerle ilişkili olmalıdır.ylerModeli ;Ø Okul merkezlidir.
Ø İlerlemecilik temel felsefesini benimser.
Ø Tümdengelim yönteminden faydalanır.

Hedefe Dayalı Değerlendirme Modeli :
Bu modelde Ralph Tyler tarafından geliştirilmiştir. Bu modelin temelini eğitim hedefleri oluşturmaktadır. Bu modelde önce hangi hedeflere ulaşılmak istendiği belirlenir ve daha sonra ulaşılamayan hedeflere neden ulaşılamadığını belirleyebilmek için hedef ve öğrenme yaşantılarına bakılır.
Hedeflerin değerlendirilmesinde, ulaşılamayan hedefler nelerdir? Bu hedefler programın hizmet ettiği gruba uygun mu? gibi sorulara yanıt aranır. Ulaşılamayacağına karar verilen hedefler değiştirilir ya da programdan çıkartılır.
Hedefe dayalı değerlendirme modelinin aşamaları;
1 . Program hedefleri belirlenir.
2 . Hedefler kazandırılmak istenen özelliğe göre sınıflandırılır.
3 . Hedefler davranış cinsinden ifade edilir.
4 . Hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağına dair durumun saptanması.
5 . Ölçme tekniklerini geliştirme ya da seçme.
6 . Öğrencilerin davranış yeterlilikleriyle ilgili veriyi toplama
7 . Elde edilen verilerle belirlenen hedefleri karşılaştırma.

Tyler, değerlendirme sürecinde öğrenci davranışlarının öğretimin başında ve sonunda olmak üzere en az iki kez ölçülerek hedeflere ulaşma derecesini tayin etmek gerektiğini savunmuştur. Ayrıca kalıcılığı kontrol etmek için de programın bitiminden belli bir süre sonra da davranışların izleme çalışması ile değerlendirilmesinin önemi üzerinde durulmuştur.
Birçok eğitimci Tyler’ın görüşlerine katılmamıştır. Örneğin Klibard, bireyle tanışmadan, özelliklerini bilmeden, ihtiyaçlarını dikkate almadan eğitim hedeflerinin belirlenemeyeceğini savunmuştur. Bu yüzden eğitim hedefleri, öğrenme yaşantıları eğitim sürecinin başında değil, eğitim sürecinin içinde belirlenmelidir.
Tyler Modelinde öğrencilere kazandırılmak istenen bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıkların gözlenememesi Tyler Modelinin bir diğer eksiğidir.
Tyler Modelindeki eksiklikler göz önünde bulundurularak Tyler Modeli birçok eğitim bilimci tarafından yeniden ele alınmıştır ve Tyler Modelinde bir çok değişiklik yapılmıştır fakat özünde bir değişikliğe uğratılmamıştır.
Taba Modeli: Taba modelinde tümevarım yaklaşımı benimsenmektedir ve bu model sekiz aşamada program geliştirme çalışmalarının yapılması önermektedir.
Taba – Tyler Program Geliştirme Modeli : Bu model Taba – Tyler modellerinin ortak yönlerini ele alarak oluşturulmuştur. Bu modelde önce ihtiyaçlar belirlenir sonra amaçlar belirlenir, içerik seçilir ve düzenlenir. Daha sonra öğrenme yaşantıları belirlenir, öğrenme yaşantıları düzenlenir değerlendirme yapıldıktan sonra; sonucun yeterli olup olmadığı sorusuna cevap bulunur. Cevap olumlu ise sonuca ulaşılır fakat cevap olumsuz ise yeniden amaç saptanır ve aynı işlemler yeniden yapılır.

TÜRKİYE’DEKİ YAYGIN PROGRAM MODELLERİ (Tyler Modeli)

Türk eğitim sisteminle en çok başvurulan program modeli Taba – Tyler modelidir ve Türkiye’deki eğitimcilere göre sürecin merkezinde öğrenci olmalıdır. Değerlendirme ise girişte, süreçte ve çıkışta yapılmalıdır ki hatırlayacak olursak Tyler modelinde en az iki değerlendirme olması gerektiğinden bahsetmiştik.
MEB Program Geliştirme Modeli :
Program Çerçevesi
Amaç – Süreç
Komisyonlarca ihtiyaçların belirlenmesi
Konu başlıkları ve Hedefler
Öğretim Stratejileri
Ünite Planları
Ders Kitapları ve Materyaller
Hizmet İçi Eğitim Düzeltme
Programın genele uygulanması
Değerlendirme ve Tekrar
MEB tarafından yürütülen bu programa baktığımızda Taba – Tyler Modelinin program geliştirmede kullanılmak istediği anlaşılıyor.

GLASSER

Temel Öğretme Modeli

Glaser’in bu modeli her türlü öğrenme için geçerli olmak üzere hazırlanmıştır. Glaser’in modeline hem davranışçı hem de bilişsel yaklaşım hakimdir. Glaser bu modeli geliştirirken bilgiyi işleme kuramından etkilenmiştir. Ona göre bilgiler verilirken basitten karmaşığa doğru düzenlenmelidir.

Glaser’e göre çok önemli bir nokta da öğrencilere öğrenmeyi öğretmektir. Böylece öğrenciler yetkinlik kazandıklarında öğretmenden bağımsız olarak problem çözebilirler. Glaser, öğretme-öğrenme ortamında pekiştireçlere de çok önem vermektedir. Glaser’e göre pekiştireçler hem dıştan verilmeli hem de içsel pekiştireçlerin önemine dikkat çekilmelidir.

Temel öğretim modeli, öğretim sürecini dört temel unsura ayırmaktadır.

Bunlar Þ

1) Öğretim hedefleri,

2) Giriş Davranışları

3) Öğretim işlemleri,

4) Değerlendirme,

1) ÖĞRETİM HEDEFLERİ Þ Temel öğretim modelinin ilk unsuru öğretim hedefleridir. Öğretim hedefleri, öğretme-öğrenim sürecinin sonunda öğrencilere kazandırılmak istenen özellikleri ifade eder.

2) GİRİŞ DAVRANIŞLARI: Þ Modelin ikinci unsuru giriş davranışlarıdır. GLASER’e göre öğretimin öğrenciler için etkin bir biçimde düzenlenebilmesi, öğretim sürecinin başında öğrencilerin öğretilmek istenen beceri ile ilgili sahip oldukları giriş davranışlarının belirlenmesine bağlıdır. Giriş davranışları dendiğinde bireyin beceri ile ilgili olarak gelişmiş yada gelişmemiş yönleri, gelişim özellikleri, eğitim ihtiyaçları, kültürel özgeçmişi, ilgileri ve yetenekleri anlaşılır.

3) ÖĞRETİM İŞLEMLERİ: Þ Modelin üçüncü unsuru öğretim işlemleridir. Glaser’e göre öğretim hedeflerine ulaşmak için öğretim yöntem ve tekniklerinin, araç ve gereçlerinin öğretim uygulamalarının, öğretim yaşantılarının iyi düzenlenmesi gerekir.

4) DEĞERLENDİRME: Þ Modelin son öğesi değerlendirmedir. Değerlendirmeyle öğretimin kısa ve uzun vadede etkisi ölçülmektedir. Sürecin sonunda öğrenmenin ne düzeyde gerçekleştiği açığa çıkarılır.



ÖĞRETİM DURUMLARI MODELİ Þ GAGNE

Bilgiyi işleme sürecine dayalı bir modeldir. Gagne’ye göre öğrenme sürecinde kazanılan beş davranış vardır. Bunlar Þ

→ Zihinsel Beceriler

→ Sözel Bilgiler

→ Psikomotor Beceriler

→ Tutumlar

→ Bilişsel Stratejiler

Okul öğrenmeleri için en önemli olan zihinsel becerilerdir. Öğrenim hayatımızda karmaşıklık düzeyleri farklı olan beceriler öğreniriz GAGNE bu becerileri aşağıdaki gibi basit olandan karmaşık olana doğru sıralamıştır Þ

• İşaret Öğrenme

• Uyarıcı davranış bağını öğrenme,

• Motor zincirleri öğrenme,

• Sözel zincirleri öğrenme,

• Ayırt etmeyi öğrenme,

• Kavram öğrenme,

• İlke öğrenme,

• Problem çözme,

Bu becerilerden ilk beşi DAVRANIŞÇIDIR. Gagne daha sonra bu becerilerin son dördü üzerinde durmuştur. Ona göre okul öğrenmelerinde en çok kullanılan öğrenme türleri Þ

* Ayırt etmeyi öğrenme,

* Kavram öğrenme,

* İlke öğrenme,

* Problem çözme,

NOT: Þ Kavram Öğrenme: Benzer özelliklere sahip olay, düşünce ve objelere birebir isim vererek gruplandırmaya kavramsallaştırma denir. Aynı zamanda kavram öğrenme yüksek düzeyde bilişsel süreçler ve çeşitli örneklerin karşılaştırılmasıyla genellemelere ulaşılmasını sağlar.

Kavramların Yararları :

1) Kavramlar; çevremizdeki çok sayıdaki obje, fikir ve olayları gruplandırmamızı sağlar.

2) İnsanlar arasındaki iletişim ortak kavramları kullanma yoluyla kolaylaşır.

3) Bilgilerin sistematik olarak gruplandırılmasını ve örgütlenmesini sağlar. Kavramlar arasındaki ilişkiler ilkeleri oluşturur.

4) Kavramlar; bilgilerimizin kalıcı olmasını sağlar.

Her kavramın bir ismi ve tanımı vardır. Kavramların diğer kavramlardan ayrılmasını sağlayan kritik ve kritik olmayan özellikleri vardır.

İLKE ÖĞRETİMİ: Çevremizdeki yada yaşadığımız dünyadaki (toplumdaki) olay, obje ve fikirler arasında bazı düzenli ilişkiler vardır. İkiden fazla kavram arasındaki ilişkiyi gösteren cümleye ilke adı verilir.

Gagne eğitim durumlarının çözümlenmesi için öğretmenlere rehberlik edecek bazı teknikler belirlemiştir. Bunların da temeli bilgiyi işleme kuramına dayanır. Bu teknikleri şöyle sıralayabiliriz: Þ

· Dikkat çekme,

· Öğrenciye dersin hedeflerini söyleme,

· Önbilgileri hatırlatma,

· Uyarıcı materyali sunma,

· Öğrenciye yol gösterme,

· Davranışı ortaya çıkarma,

· Dönüt-Düzeltme verme,

· Öğrenilenlerin kalıcılığını ve transferini sağlama,

Gagne’nin modelinde hem davranışçı hem de bilişsel kuramcıların ilkelerine yer verilmiştir. O nedenle bu model tüm öğrenmeler için geçerlidir.

SKİNNER



Burrhus Frederic (B.F.) Skinner (1904-1990)

1904 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde doğdu. Yazar olma hayali ile New York’taki Hamilton College’a başladı ve 1926 yılında mezun olana kadar İngiliz Edebiyatı üzerine çalıştı. Mezuniyet sonrasındaki yazarlık çalışmalarında başarılı olamadığını ve bunun nedeninin yaşama dair yeterli deneyimi olmadığına karar vererek felsefe ve psikolojiye merak saldı. Bu dönemde yazdığı kısa öykülerdeki psikolojik öğeler dikkat çekmektedir. Psikolojiye ve davranışçılık ekolüne duyduğu ilgi Skinner’in psikoloji eğitimi almaya karar vermesini sağladı. Harvard Üniversitesi’ne girerek psikoloji eğitimi aldı. Öğrencilik döneminde sıcaklık ve nemi ayarlayan bir bebek beşiği icat etti. 1931 yılında Harvard’da doktorasını tamamlayan Skinner, 1936 yılına kadar bu kurumda asistanlık yaptı. 1948 yılında Harvard’a dönene kadar, Minnesota ve Indiana Üniversiteleri’nde ders verdi. Bu derslerde kullandığı materyal 1953’te kitap haline getirilerek “Bilim ve İnsan Davranışı” ismiyle yayınlandı. Davranış bilimlerine sayısız katkısı bulunan Skinner gerek deneyleriyle gerek geliştirdiği edimsel koşullanma gibi kavramlarla özellikle davranışçı yaklaşıma öncülük etmiştir. Programlı öğretimin kurucusu olarak tanınmaktadır. Yaşamının son dönemine kadar etkin olarak ders vermeye ve araştırma yapıp yayın hazırlamaya devam etti. 1990 yılında lösemi nedeniyle hayata veda etti. ( www.dpsikiyatri.com, 2008)

TEPKİSEL ve EDİMSEL KOŞULLANMA

Skinner, iki tür koşullanmadan söz etmektedir. Bunlar; tepkisel ve edimsel koşullanmadır. Skinner, tepkisel ve edimsel davranışın ayrımını yaparak geleneksel uyarıcı-tepki psikologlarından büyük ölçüde ayrılmıştır. Watson’dan beri geleneksel uyarıcı tepki psikolojisine göre, uyarıcının olmadığı yerde tepki de yoktur. Oysa Skinner bu görüşü meydana getirilen tepki ve meydana gelen tepki ayrımını yaparak farklı hale getirmiştir. Skinner’e göre tepkisel davranışlar bir uyarıcı tarafından oluşturulur. Klasik koşullanmada koşulsuz tepki, koşulsuz uyarıcı tarafından meydana getirildiğinden tepkisel davranışa örnektir ve tepkisel davranışlar tüm refleksleri kapsar (Senemoğlu, 2005).
Klasik şartlanmayla birçok öğrenme durumunu açıklamak mümkün değildir. Çünkü insanlar sadece çevrelerindeki uyaranlara tepki vermekle kalmayıp bilinçli ve açık bir şekilde birçok davranışlar sergilerler. Klasik şartlanma yoluyla öğrenmeyi sağlamak için, yapılan bir davranışa neden olan uyarıcının bilinmesi gerekir.
Ama insan davranışlarına neden olan uyarıcıları her zaman tahmin etmek mümkün değildir. Bu gibi durumlarda edimsel koşullanma karşımıza çıkmaktadır (Selçuk, 2001:137).

EDİMSEL KOŞULLANMA

Edimsel koşullanma kuramı içten gelerek yapılan hareketler olan edimlerin de şartlanabileceği ve bu yolla öğrenmenin gerçekleşebileceği görüşüne dayanır (Kocabaş, Elden, Yurdakul, 1999:109).

İnsanlar çevrelerinde bulunan çeşitli nesnelerle etkileşim kurarak farklı davranışlarda bulunurlar. Thorndike'ın çalışmalarından hareket eden Skinner, organizmanın davranışlarını uyarıcılara karşı gösterilen otomatik bir tepki olmaktan çok kasıtlı olarak yapılan hareketler olarak kabul etmektedir. İnsanların herhangi bir ihtiyaç durumunda organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu davranışlara “edim” adı veren Skinner, bu edimlerin, onları izleyen sonuçlardan etkilendiğini ileri sürmektedir. Skinner’in geliştirdiği edimsel koşullanmaya göre edimsel davranış; bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz; organizma tarafından ortaya konur ve sonuçları tarafından kontrol edilir ( Yeşilyaprak, 2005).

Thorndike gibi Skinner de davranış ve sonuç ilişkisi üzerinde durmuştur. Örneğin, bireyin davranışı hoş bir şeyle sonuçlanırsa o davranışı birey, tekrar tekrar yapmaya yönelir. Hoş veya hoş olmayan sonuçların bireyde yarattığı değişikliklere edimsel koşullanma denir.
Gereksinimleri organizmayı eyleme iterken, davranışlarına yön veren kuvvetlerin de güdüler olduğu bilinmektedir. Herhangi bir güdünün etkisiyle eyleme geçen organizma hedefine ulaşabilmek için güdülenmenin etkisiyle çeşitli tepki ve davranışlarda bulunacaktır. O anda içinde bulunduğu şartlarla ilgili önceden öğrenmiş olduğu deneyimleri yoksa hedefe varmak için çeşitli tepki ve davranışlarda bulunarak denemeler yapacaktır. Duruma göre belli sayıda deneme yanılmanın sonunda hedefe ulaşacaktır. Böylelikle organizma ya bir ödül elde edecek ya da bir cezadan kurtulacaktır. Süreç içinde yaşanan tekrarlar sonucu hedefe ulaştırıcı tepkilerin sayısı artarken sonuca götürmeyen davranışlar elenir ve hedefe ulaştırıcı tepkiler giderek öğrenilmiş davranış durumuna gelir ( Yeşilyaprak, 2005).

Sınıf ortamında yapılan bir deneyi ele alalım;

Pazartesi: Öğretmen sınıfa Colombya’nın dünya üzerindeki yerini sorar. Mark, nerede olduğunu bilmektedir ve oturduğu yerden kollarını bağlayıp gülümser, öğretmeninin onu kaldıracağını umar. Fakat aksine öğretmen başkasına söz verir.

Salı: Öğretmen sınıfa Colombya’nın ismini nereden aldığını sorar. Mark bu ismin Christopher Coloumbus’tan geldiğini bilir ve elini çekimser şekilde çok az kaldırır. Öğretmen başkasına söz verir.

Çarşamba: Öğretmen Colombya’da insanların İngilizce ve Fransızca yerine neden İspanyolca konuştuklarını sorar. Mark bu sorunun da cevabını bilmektedir. Elini görülecek şekilde yükseğe kaldırır ve sağa sola sallar. Öğretmen ona söz hakkı verir.

Cuma: Ne zaman öğretmen Markın cevabını bildiği soru sorsa Mark artık elini yükseğe kaldırır ve iki yana sallar (ORMROD, 2003).

Yapılan bir davranışın iki türlü sonucu olabilir;

1) Davranışın sonucunda organizmanın hoşuna giden bir durum ortaya çıkar. Örneğin, yeni aldığınız bir kazağı giydiğiniz zaman arkadaşlarınız “kazağın çok güzel, sana çok yakışmış” derse kazağı giyme davranışınızın sonucu olumlu demektir.

2) Davranışın sonucunda organizmanın hoşuna gitmeyen bir durum ortaya çıkar. Yeni kazağınızı giydiğiniz gün değer verdiğiniz arkadaşınız size yakışmadığını söylerse davranışınızın sonucu olumsuz demektir (Erden, 2005).

EDİMSEL KOŞULLANMA SÜRECİ

Skinner, edimsel koşullama çalışmaları için ses ve ışık geçirmez çevreden yalıtılmış ‘Skinner kutusu’ adı verilen bir araç kullanmıştır. Bu ses geçirmez kutuda, hayvana manivelaya bastığında belli bir miktar yiyecek veren bir mekanizma vardır. Aynı zamanda manivela, hayvanın kutuda bulunma süresi içinde manivelaya basma sayısını grafik olarak çizen bir kaydetme sistemime bağlıdır. Böylece, belli bir zaman içinde yapılan tepki sayısı tutarlı bir deneysel ortam içinde belirlenmekte ve insan denekle hiç temas etmemektedir.
Manivelaya basma davranışının koşullandırılması aşağıdaki basamaklarda gerçekleştirilmiştir.

1) Yoksunluk (Deprivation): Denek olacak hayvan bir yoksunluk programına tabi tutulur. Eğer pekiştireç olarak yiyecek kullanılacaksa hayvana deneyden önceki birkaç gün 23’er saatlik periyotlarla yiyecek verilmez.

Pekiçtireç olarak su kullanılacaksa da hayvan aynı şekilde susuz bırakılır. Bu yola Skinner, hayvanı güdülemek için başvurmadığını söylemektedir. Ona göre yoksunluk sadece belli bir durumda gösterilecek performansla ilişkilidir. Bir başka deyişle, yoksunluk yoksunluğu gidermek için gerekli olan performansı etkilemekte, performansı yükseltmektedir.

2) Besleme Mekanizması Eğitimi : Denek birkaç gün yoksunluk programına tabi tutulduktan sonra Skinner kutusuna konulur. Deneyi yapan kişi dışarıdan bir düğmeye basarak periyodik bir şekilde besleme mekanizmasını harekete geçirir. Böylece hayvan yiyecek kabının yanı başında olmadığından emin olur. Besleme mekanizması dışarıdan harekete geçirilirken düğmeye basma hafif bir ses meydana getirir ve arkasından yiyecek gelir. Dolayısıyla hayvan giderek düğmeye basma sesi ile yiyeceğin gelmesi arasında bir ilişki kurar. Bu durumda düğmenin çıkardığı ses birincil pekiştireç olan yiyecekle ilişkilendirilerek, ikincil haline gelmektedir (Senemoğlu, 2005).

3. Manivelaya Basma (Lever Pressing): Bu aşamada hayvan artık Skinner kutusunda kendi başına bırakılır. Hayvan besleme mekanizmasını harekete geçirecek olan manivelaya basar. Bu sırada meydana gelen ses hayvan için hem yiyecek kabına ulaştığının bir işareti haline gelir hem de demir kola basma davranışını pekiştirir. Edimsel koşullanma ilkelerine göre, manivelaya basma davranışı, yiyecekle pekiştirildiğinden tekrarlanma eğiliminde olur (Senemoğlu, 2005).

Davranışın A B C’ si (Antecedent – Behaviour – Consequence = Öncül, Davranış, Sonuç)

Edimsel koşullanmada davranış A B C formülü içinde ele alınır. Yani davranışı anlayabilmek için öncülünü, davranışını ve sonucunu incelemek gerekir. Davranış değiştirilmek istenildiğinde öncülü ve sonucu değiştirerek davranışın değişmesi sağlanabilir. Davranışçı yaklaşım ele alındığında davranışın sonucunu değiştirerek davranışı değiştirmek mümkündür

BLOOM



Program Geliştirme
GİRİŞ
Temel eğitimdeki çocukların düşünsel ve davranışsal durumlarının, zihinsel (Düşünce), duyuşsal (Tutum) ve fiziksel (Beceri) gelişimine göre belirlenebileceği ifade edilmiştir. 1-8. Sınıf arasındaki her sınıf düzeyinde, yeterli, düzeyde bilgi, beceri ve tutumlar kazandırılması ön görülmüştür. Buradaki sorun öğretmenler olarak bizlerin öğrencilerin gerekli öğretim ve öğrenim düzeylerini nasıl anlayacağımız ve bu davranışları sınıf düzeyine göre nasıl tam olarak uygulayacağımızdır. Örneğin bir çocuğun yeterli bilgi, beceri ya da tutum gelişim düzeyinde olduğunu nasıl anlarız? Bu sorulara nasıl doğru cevap vereceğimiz asıl önemli olan konudur.

Çocukların zihinsel gelişimlerinin alt düzeyden üst düzeye, alt düzey yeteneklerden üst düzey yetenek gelişimine ve aynı tarzda alt düzeyden üst düzeye kadar duygusal gelişim düzeyinde olup olmadıklarını saptamanın bir yolu olmalıdır. Öğretmenin yıl boyunca yapmaya çalıştığı şey öğrencilerin başarı düzeylerini saptayıp onları alt düzey başarıdan üst düzey başarıya ulaştırmaktır. Ancak, başarıdan kast nedir? Temel öğretim sınıflarında başarı demek, bilgi edinmede, olgunlaşmada ve yetenek gelişiminde arzu edilen başarıdır. Kısaca, öğretmenlerin bilgi edinimi, davranışların olgunlaşması ve yetenek gelişimini değerlendirmemize katkıda bulunabilecek bir kılavuzumuz vardır. O da ''Davranış Taksonomisi''dir.


I. BÖLÜM: Davranışların sınıflandırılması

a- davranışların Taksonomisi

Taksonomi, istendik davranışların basitten karmaşığa kolaydan zora somuttan soyuta bir birinin ön koşulu olacak şekilde aşamalı sıralanmasına denir . Öğrenilmiş davranışlar beyine kodlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre davranışlar, bilişsel, duyuşsal ve devinişsel olarak sınıflanabilir. Bu tür sınıflama geçici ve yapaydır. Bilimdeki gelişmelere göre başka sınıflama da ilerde yapılabilir. Ya da bu sınıflamadan vazgeçilebilir. Bugünkü bilgilerimize göre insan davranışlarının eğitimle ilgili olanları bilişsel, duyuşsal ve denişseldir bunlara toplumsallık ve sezgiselliği de ekleyebiliriz . Bilişsel alan zihinsel etkinliklerin baskın olduğu davranışların kodlandığı; duyuşsal alan öğrenilmiş duyguların kodlandığı devinişsel alan becerilerin kodlandığı alan olarak ele alınabilir. Böyle olmakla birlikte bu alanlar birbirinden kopuk değildirler tersine aralarında yatay ve dikey sıkı bir ilişki vardır (2). Yani öğrenilmiş bir davranış aynı anda bu üç alana birden girebilir. Davranışta baskın olan niteliğe göre, o davranış için bilişsel, duyuşsal ve devinişsel bir davranıştır denilebilir (3).

Öğrenilmiş davranışlar bilişsel, duyuşsal ve devinişsel olarak sınıflandığı gibi her alanda kendi içinde basitten karmaşığa kolaydan zora, somuttan soyuta ve birbirinin ön koşulu olacak şekilde aşamalı olarak sıralanmıştır (4).

b- Taksonomi (DavranışlarıN SınıflaNDIRILMASI) Öğretim İçin Bir Kılavuz

Bu kılavuz öğretimde üç sınıflama yönteminden oluşur Taksonomi davranışların sınıflama yöntemi olarak eğitim psikologları tarafından öğretmenlere bir okul yılı boyunca kendi derslerine nasıl sıralayarak geliştireceklerinin ve bu şekilde çocukları alt düzey davranıştan üst düzey davranışa götüreceklerinin saptanmasına yardımcı olmak üzere geliştirilmiştir. Örneğin, davranışları sınıflama yöntemi, öğretmenlerin bir okul yılı boyunca takip edecekleri bir kılavuz sahibi olmaları açısından amaç ve hedefleri belirlemede yardımcı olur. Ayrıca davranışları sınıflama yöntemi basit hatırlama gerektiren (Alt düzey düşünme) değerlendirme gerektirenlere kadar (En üst düzey düşünme) pek çok soru içinde kılavuzluk eder. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse, sınıflama yöntemleri (Taksonomi) öğretmene çocukların etkin birer vatandaş haline getirmesi konusunda bir kılavuz görevi yapar.


c- Taksonomi’nin Vatandaşlık Eğitimi İçin Bir Kılavuz Olarak Kullanılması


İlköğretim öğretmenleri hayat bilgisi, sosyal bilgiler ve sosyal bilimler derslerini öğretirken özellikle sınıflama yöntemleri ile ilgilenmeleri gerekir. Çünkü daha yüksek seviyede bilişsel düşünce, olgunluk ve beden ve zihin koordinasyonu geliştirmek ve böylece çocukların bedensel pratik gerektiren yazma, okuma, iletişim ve diğer yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak için Taksonomi yani davranışların sınıflandırılmasının kullanılması gerekir. Ayrıca çocukların birer karar alıcı olmak, kendileri için düşünmek ve kendileri için konuşmak ve sorunları çözmek için hazırlanırsa, o halde olgun bir birey, sorumlu birer vatandaş gibi düşünüp eylemde bulunma konusundaki pratiklerine yardımcı olmak öğretmenin görevidir. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse sınıflama yöntemleri öğretmene çocukların etkin birer vatandaş getirmesi konusunda bir kılavuzluk görevi görür. Davranışları sınıflandırmada kullanılan üç alan vardır.


BÖLÜM: BİLİŞSEL ALAN
a- Bilişsel Alan


Düşünceye dayalı eğitsel hedeflerin sınıflanması yöntemidir. Bilişsel alan Bloom'un sınıflandırma yöntemi olarak da bilinir ve bir çocuğun düşünce seviyesini ortaya koyan davranışı içerir. Bu alanın en düşük düşünce seviyesinden en yükseğe doğru altı düzeyi vardır ve bu düzeyler şu şekilde sıralanır:


Bilgi (En Düşük Seviye) aktarma, belli bir parça aktarma,
Yorumlama -açıklama, bildirme, yeniden kelimelere dökme,
Uygulama -kullanım, gösteri, deneme,
Analiz -inceleme, araştırma, deney,
Sentez - oluşturma, tasarım, öngörme
Değerlendirme (En üst düzey) hüküm verme, oranlama, destekleme davranışlarıdır.

Bloom'un sınıflama yöntemi en düşük düzeyde bilgiyle en karmaşık yüksek düzey olan değerlendirme arasındaki düzeyleri sınıflandırmasının yanı sıra en yüksek düzeyde düşünmenin ancak en alt düzeyde düşünme ile olması gerektiğini vurgular. Örneğin gerekli bilgiler bilgi düzeyinde bilinmiyorsa bu bilgilerin yorum safhasını oluşturmak oldukça güçtür. Bunun yanında çocukların yüksek düzeyde sentezleme yapmaları onların bilgi, yorumlama, uygulama, analiz düzeylerini başarmalarına bağlıdır. Genelde üst düzeyden başlama etkili bir yok değildir.



b- Bilişsel Alanla İlgili Sosyal Bilgiler Dersindeki Hedefler


Öğrenilmiş davranışlardan zihinsel yönü ağır basanların kodlandığı alandır. Sosyal bilgilerde ''Türkiye'nin komşularıyla ilgili temel ilişkilerini açıklayabilme, temel ilkeleri Türkiye'nin belli başlı toplumsal olgularını açıklamada kullanabilme, ilimiz bölgemiz ve yurdumuzla ilgili belli başlı olguları analiz edebilme, Türkiye'nin komşularıyla ilgili belli başlı toplumsal olguların çözümü için yeni yolar önerebilme'' gibi hedefler bilişsel alanla ilgi Sosyal Bilgiler dersindeki hedeflerden bir kaçıdır.